charles perrault

la belle au bois dormant (uyuyan güzel)
le petit chaperon rouge (kırmızı başlıklı kız)
le chat botté (çizmeli kedi)
cendrillon (külkedisi).

kulkedisi

ingilizce cinderella

ünlü bir avrupa halk masalının baş kahramanı genç kızın adıdır. masalda kıskanç üvey annesi ve üvey kız kardeşleri tarafından kötü davranılan bir genç kız (külkedisi), ona yardım eden bir iyilik perisi, ve onunla evlenip külkedisi'nin tüm hayatını değiştiren yakşıklı bir prens anlatılır. dünyada sayısız kez işlenen bu öykünün sadece avrupa'da 550'ü aşkın değişik biçimi anlatılır.

bilinen en eski külkedisi öyküsü, 9. yüzyıldan kalma bir çin masalıdır. avrupa edebiyatı'nda ise külkedisi'ni işleyen en tanınmış yapıtlardan biri charles perrault un contes de ma mère l'oye adlı kitabında yer alan cendrillon'dur. perrault'nun yapıtında yer alan bazı olay ve kişilere diğer masallarda rastlanmaz (örneğin külkedisi'nin vaftiz anne-babası) külkedisi'ne yardım için gelen doğaüstü varlık çoğu zaman bir peri, kızın ölen annesi ya da külkedisi'nin iyi davrandığı ve sevdiği hayvanlardan biridir. yakışıklı prensin külkedisi'ni cam ayakkabısından bulması da perrault'nun masalından gelir. diğer masallarda bunun yerine altın ayakkabı, gümüş ayakkabı ya da yüzük tasvir edilir.

alice in wonderland

<bkz: alice harikalar diyarinda>

alice s adventures in wonderland

orjinal ismi: alice in wonderland
yazar : lewis carroll

tam yüz otuz beş yıl önce yazıldı ve o günden beri tüm dünya çocuklarının hayranlıkla okuduğu bir kitap oldu. "alice harikalar diyarında", içine giren herkesi büyüleyen bir hayal ve masal ülkesi. normal bir küçük kız olan alice, bir gün yolda tuhaf giyimli bir tavşanla karşılaşır; tavşan randevusuna geç kalmamak için koştururken durmaksızın saatine bakmaktadır. alice, tavşanın peşinden bir deliğe dalar ve o anda kendini olağanüstü bir serüvenin içinde bulur.... inanılmaz kahramanlarla dolu, budala bir korkunç kupa kraliçesi'nin yönettiği harikalar diyarına girmiştir. alice, kendisini ya küçücük yapan ya da dev gibi büyüten büyülü yiyecek ve içeceklerin yardımıyla harikalar diyarında gezinmeye başlar ve kendini tuhaf abuk subuk yaratıklar içinde bir seruvenin çinde bulur.

buyuk balik

<bkz: big fish>

big fish

türkçesi büyük balık anlamına gelen gerçek hayatı nasıl masum bi masala çevirebileceğimizi çok şirin bi şekilde analatabilen film.

"hayat kadar büyük bir macera…"
"big fish harika, büyüleyici, görsel olarak baş döndürücü ve inanılmaz bir sinema yolculuğu. “ shawn edwards, fox tv

bir masalın, bir hayatın, masal kadar eşsiz bir hayatın ve hayat kadar eşsiz bir masalın filmi..

william bloom babasının masallarıyla büyür. şanslıdır, anlattıklarıyla küçük yaşamını ve hayal dünyasını zenginleştiren eşsiz bir babaya sahiptir çünkü. yıllar geçer, william geçen bu yıllar içinde babasının bütün masallarını öğrenir ve koca bir adam olur. ama hayatın sadece masallardan ibaret olmadığını da anlayan william sonunda babasının bu anlattığı masallar dışında gerçekte kim olduğunu sorgulamaya başlar…
babasıyla yıllarca sırf bu yüzden bir dargın bir barışık yaşayan ve dolaylı yoldan haberleşen william, bir gün babasının hastalık haberini alır. babası, yani edward bloom kanserdir ve çok az bir vakti kalmıştır…

“ aysberg’ in özelliği %10’ unun görülmesidir. geri kalanı suyun altındadır.
ve baba, sen işte böylesin. suyun üstünde kalan küçük bir kısmını görebiliyorum sadece. baba, seni tanımıyorum. çünkü kendinle ilgili tek bir gerçek bile söylemedin bana.
doğduğum günden beri kendim oldum. ve sen bunu göremiyorsan kabahat sende, bende değil.”
evet, belki de suç william’ daydı, babasının gerçekte nasıl biri olduğunu göremediği, belki de görmek istemediği için suçlu olan william’ dı belki de. işte yıllar sonra döndüğü baba evinde william, kısıtlı bir süre içinde de olsa bu önemli sorunun cevabını aramaya, babasının yani edward bloom’ un gerçekten de nasıl bir olduğunu bulmaya çalışır. zaten hayatın kendisi koca bir masal ve önemli olan da bizim bu masalı ne kadar zenginleştirebildiğimiz değil mi? belki de edward bloom bunu başarabildiği için babasıyla ilgili söylenenler ve söylenmeyenler bu kadar inanılmaz geliyordu oğlu william’ a kimbilir ?..

ve william babasının izini sürmeye başlar…
edward bloom daha küçük bir çocukken nasıl öleceğini görür. bir gece vakti ateş başında arkadaşlarıyla otururken kasabanın cadısının gözünden isteyen herkesin kendi ölümünü görebileceğini tartışan edward, diğer arkadaşları gibi cadının gözünde ölümünü görür. yıllar sonra tam da edward’ ın istediği gibi olacaktır bu ölüm. edward büyük hayalleri olan içi içine sığmayan bir çocuktur. bu yüzden çok çabuk büyür, büyürken de çok büyük işler başarır ve kasabasının kahramanı, yani en büyük olur. ama ondan da büyük biri vardır kasabada. bütün koyunları yiyen, bütün tarlaları altüst eden bir şeydir bu ve herkes de ondan korkmaktadır. kasabanın kahramanı olarak bunun ne olduğunu bulmak yine edward’ a düşer. ve edward bulur da. bu şey kocaman bir dev adamdır. aslında dev adam kimseye zarar vermek istemez, tek derdi acıkan karnını doyurmaktır sadece. edward dev adamla bir anlaşma yapar. onu büyük adamların gitmeleri gereken daha büyük şehirler olduğuna ikna eder, çünkü kendisi de kaderinin ona sunduğu büyük hayalleri olan ve oradan gitmesi gereken birisidir…
kaderi onu nereye sürüklerse, ayakları da başka bir yere sürükler ve edward hayalet ağaçlarla dolu ürkütücü bir yoldan sonra bir kasabaya varır. spectre isimli bu kasaba bambaşkadır. çünkü burada hava ne çok sıcaktır, ne de çok soğuk. kimsenin derdi tasası da yoktur burada. ve buraya kendi kasabasından, kendisinden önce gelen son kişi de norton winslow adında bir şairdir. edward bir süre burada misafir olur, bu arada ayakkabılarını da kaptırır. spectre’ da her şey mükemmel gibi görünse de kaderi edward’ a bambaşka bir yol çizmiştir ve yıllar sonra bu mükemmel kasabaya döneceğine dair söz vererek oradan ayrılır. spectre’ den sonra edward’ ın yolu bir sirke düşer ve işte burada hayatının aşkına rastlar.

“insan hayatının aşkını gördüğünde zaman dururmuş, işte bu doğru…”
evet, sirkte hayatının aşkına rastlar edward ama rastladığı gibi de kaybediverir onu. sevdiği kızı tanıyan tek kişi sirkin sahibidir. edward sirk sahibiyle bir anlaşma yapar, sirkinde ücretsiz çalışacağı her ay sonunda sirk sahibi edward’ a sevdiği kızla ilgili bir gerçeği söyleyecektir. böylece fil pisliği temizlemekten dev yıkamaya, balon şişirmekten aslan ağzına kafasına sokmaya kadar bir sirkte yapılabilecek bütün tehlikeli ve acayip işleri yaparken edward, her ay sonunda da hayatının aşkıyla ilgili yeni bir şey öğrenir. sevdiği kız bir kolej öğrencisidir, müziği ve nergisleri de çok sevmektedir. böylece edward öğrenebileceği her şeyi öğrendikten sonra sirke veda edip aşkının peşinden gider, ama gitmeden önce bir gece yaşadığı absürd bir deneyimle sirk sahibinin aynı zamanda geceleri kurt adama dönüşen biri olduğunu da öğrenir. evet, edward sonunda sevdiği kızın oturduğu kasabaya gelir ve kapısını çalar. şu anda kendisini her ne kadar tanımıyor olsa da, onun kendi kaderinde yazılı olduğunu söyler edward ve sevdiği kızdan kendisiyle evlenmesini ister. kız çok etkilenmiştir fakat ortada küçük bir sorun vardır. sevdiği kız bir başkasıyla nişanlıdır, üstelik nişanlısı da edward’ ın kasabasının en güçlü kuvvetli ama en kaba ve zeka yoksunu erkeklerinden birisidir. ama bu durum edward’ ı yıldırmaz. hayatının aşkının ayaklarının altına nergisleri serer, gökyüzündeki bulutlara onu çok sevdiğini yazar. allem eder kallem eder ve bu arada hayatının en sıkı dayağını yer ama sonunda istediğine kavuşur, hayatının aşkı onunla evlenecektir. her şey iyi güzel giderken bir gün ordudan gelen bir mektup her şeyi değiştirir ve edward askere gider. çok uzun olan askerlik süresini kısaltmak için bütün tehlikeli görevleri kabul eder. bu görevler arasında uzak doğuda bir askeri üssün planlarını çalmak da vardır. ve edward bir gece yarısı üssün eğlence merkezine paraşütle iner. gösteri sırasında planları çalar. gösteriye çıkan ikizleri de bütün bunlara aşk için katlandığına, amerika’ da gösteri dünyasından çok sağlam tanıdıkları olduğuna ( sirk sahibidir bu sağlam tanıdık! ) ikna eder ve üçü hep beraber kaçarlar. bütün bu tehlikeli görevler sırasında kendisinden haber alamayan ordu edward’ ın öldüğüne kanaat getirir ve bu acı haberi sevdiği kıza da iletir. kızın dünyası altüst olmuştur. derken bir gün, işte o gün edward döner ve sevdiği kızın karşısına çıkar. her şey yeniden olması gerektiği gibidir artık, edward’ ın önünde hayatının aşkıyla evlenmesi için hiçbir engel kalmamıştır. edward işi gereği sık sık şehir dışına çıkar, kazandığı parayı da sevdiği kadına büyük güzel bir ev alabilmek için bankaya yatırır. işte yine böyle bir hafta sonu kazandığı parayı hesabına yatırmak isteyen edward bankaya gittiğinde eski bir tanıdıkla karşılaşır. spectre’ ın şairi norton winslow’ dan başkası değildir bu kişi. winslow da edward’ ı gördükten sonra gözünü açmış, dünyayı keşfe çıkmış ve bu keşif sırasında da bir soyguncu olmaya karar vermiştir. işte o gün de edward’ ın bankasını soyacaktır. edward gönülsüzce de olsa winslow’ a yardım eder. fakat hesapta olmayan bir şey vardır, o da onlardan önce komisyoncular ve spekülatörler tarafından türlü tezgahlarla bankanın içinin boşaltılmış olmasıdır. böylece winslow hayatının soygununu! yapmıştır. edward emlak ve benzeri konularda işlerin nasıl döndüğü hakkında winslow’ u aydınlatır ve winslow da bu bilgilerle büyük kente, hayallerini gerçekleştirmeye gider ve gerçekleştirir de.. hatırı sayılır bir borsa zengini olduktan sonra yaptığı ilk iş ise, kendisine verdiği bilgiler karşılığında edward’ a on bin dolarlık bir çek yazmak olur. edward da sonunda hayalini gerçekleştirir ve çok sevdiği eşine hayallerindeki evi alır. zaten eşini çok seven bir erkek de daha başka ne isteyebilir ki?

bu arada william babasının gerçekte kim olduğunu araştırmaktadır hala.
babasının eskiden ofis olarak kullandığı küçük kulübede etrafı karıştırırkern bir gün ona ait bir senet bulur. bu senet edward bloom vakfı’ na ait bir tapu senedididr. senetteki isim ve adresi takip eden william ufak bir kasabadaki köhne bir evde bulur kendini. egsantrik ev sahibesiyle tanışan william ondan babasıyla ilgili hikayenin bundan sonraki diğer gerçeklerini öğrenir…
iş seyahatinden döndüğü fırtınalı bir gecede edward’ ın arabası sulara kapılarak bir nehrin dibini boylar. edward kazadan mucize eseri kurtulur, kurtulduğu yerse yıllar önce döneceğine söz vererek terk ettiği spectre’ dır. eski güzel spectre gitmiş, yerini hayalet bir kasaba almıştır. bunun nedeniyse kasabanın emlakçılar tarafından çeşitli hilelerle iflas ettirilmiş olmasıdır, kasabadaki herkes borcunu ödeyemeyen bir borçlu haline gelmiştir. çocukluğunun güzel spectre’ ının bu halini gören edward bütün eski dostlarını arar ve onlara hayallerini, kasabayı kurtaracak projesini anlatır. bir zamanlar edward bütün bu insanların hayatına bir şekilde girmiş ve girdiği hayatları da inanılmaz bir biçimde etkilemiştir. sirk sahibi bugün gösteri dünyasının bir numaralı adamı olmuştur, keza norton winslow da bir borsa kralı. ayrıca ikizler de dünyaca ünlü birer star haline gelmiştir. işte şimdi de edward’ ın yardıma ihtiyacı vardır. amacı kurulacak bir vakıfla kasabayı çocukluğunun spectre’ ına döndürmektir. kasabadaki herkes imza verip mülkünü vakfa satacak ama kimse yerinden yurdundan olmayacak, kasaba yaşamaya devam edecektir. dostlar kabul eder, kasabalılar da imza verirler ve böylece spectre kurtulur. ama kurtuluşun tam anlamıyla olabilmesi için bir imzaya daha ihtiyaç vardır, fakat edward imza sahibini ikna edemez. imza sahibi, kasabanın bakımsızlıktan yan yatmış en köhne evinde oturan, edward’ ın yıllar önce spectre’ dan ayrılırken bir gün dönmeye söz verdiği, ayakkabılarını alıp iplere fırlatan sarı saçlı çıplak ayaklı küçük kızdan başkası değildir. tabii küçük kız yıllarca edward’ ın dönüşünü beklemiş, beklerken de büyümüş ve bir genç kadın olmuştur. her şeye rağmen onu ikna edemeyen edward tam evden çıkarken, evle birlikte yan yatan giriş kapısını da yanlışlıkla yere düşürür. başka bir erkek olsa evi bu halde bırakıp gidecekken, edward öyle bir erkek değildir. o, her zaman istediklerine kavuşmak için savaşmıştır. şimdi de öyle olacaktır. önce ilk dostu dev adam imdadına yetişir ve yan yatan eve bir omuz vererek evi eski haline getirir. daha sonra edward günlerce orada kalarak evin bütün tamirat ve boya işleriyle ilgilenir. her gün tamir edecek yeni bir şey çıkar ve bir gün, bütün bu tamirat ve yenileme işleri sonunda ev ilk günkü haline döner. edward’ ın da görevi bitmiştir. tam şapkasını alıp veda ederken genç kadın da tapu senedini imzalayıp edward’ a verir. spectre artık kurtulmuştur ve bundan sonra edward’ ın hayallerindeki kasaba olarak yaşamaya ve yarınlara kalmaya devam edecektir. işte hikayenin bu bölümünü william’ a anlatan kişi de evin sahibi olan genç kadından başkası değildir. tabii o genç kadın, şimdi orta yaşlarda bir yetişkin olmuştur ama edward’ ı hala ilk günkü gibi sevmektedir. görünüşe göre william’ ın babasıyla ilgili pek çok şey hikaye olsa da, en azından senetler ve hikayenin bu son kısmı gerçektir.

william bu öğrendikleriyle eve döndüğünde kimseyi bulamaz. hastaneye koşar ve babasının ağır bir kriz geçirdiğini öğrenir. eşi çok üzgündür, annesiyse yıkılmıştır. bu hayatta kendisi için hemen herşeyi yapmış olan dünyanın en sadık erkeği, tek aşkı belki de ilk kez ölüme bu kadar yakındır. william babasının yanında kalacağını söyler, eşi ve annesiyle vedalaşır ve babasının yatağına doğru gider, onun refakatçisi olarak. bu arada aile doktorundan da kendi doğum anının gerçek hikayesini öğrenen william hayal kırıklığına uğramıştır çünkü gerçek, babasının anlattığı william bloom’ un eşsiz doğum hikayesine göre çok sönük ve kurudur…
william beklerken, aniden babasının uyandığını görür ve ona ne istediğini sorar. o an babası ne isterse istesin, bu ne kadar imkansız olursa olsun william için önemi yoktur, her şeyi yapmaya hazırdır. oysa babasının istediği tek bir şey vardır. babası yıllar önce küçük bir çocukken bu anı, kendi ölüm anını görmüştür cadının gözünde. oğlundan, bu son anlarında bir kez olsun kendi hikayesini anlatmasını istemektedir. bu, oğlunun hayalinden ve gözünden edward’ ın hayatının hikayesi olacaktır…

ve william da o an içinde bulunduğu tüm duygu yoğunluğuna ve babası kadar usta bir anlatıcı olmamasına rağmen kendi hayalinden ve gözünden anlatmaya başlar babasının hikayesini.
hikaye şöyledir: edward o an uyanır, kendisini harika hissetmektedir. önlerindeki tek sorun hastanedir, eğer hastaneden çıkabilirlerse gerisi gelecektir. bir tekerlekli sandalyeye oturur ve tüm engellemelere rağmen bütün kapılardan kolayca geçerek, yolları aşarak hastaneden dışarı çıkarlar. oğlundan kendisini kucaklamasını ve arabaya bindirmesini ister.
william babasını kucakladığında fark eder ki, açıklayamayacağı biçimde hafiftir babası, onu arabaya bindirmek hiç de zor olmaz. william babasına nereye gittiklerini sorar, babasının yanıtıysa nehir olacaktır. yolda önlerindeki bütün engelleri bir şekilde aşarlar, hatta bir tanesinde yine eski dostları olan dev adam imdada yetişir ve onlara yolu açar.
sonunda nehre varırlar. william arabadan iner. kapıyı açar ve neden hafif olduğunu bir türlü anlayamadığı babasını kucaklayarak nehre doğru taşımaya başlar. bu arada william’ ın babasının hikayesinin başından o güne dek bu yolculukta iyi veya kötü onlara eşlik eden herkes, oradadır. kasabalılar, cadı, spectre’ lılar, arkadaşlar, dostlar, sirk, sirk sahibi, dev adam, uzak doğulu ikizler, norton winslow, william’ ın eşi, herkes ama herkes oradadır. herkes hayatlarına bir şekilde giren ve onların yaşamını da inanılmaz kılan bu adama veda etmek için oradadır…
edward bloom oğlunun kucağında teker teker herkesle vedalaşır. yavaş yavaş topraktan suya doğru ilerlerler. nehirde oğlunun kucağındaki bu inanılmaz adamı son bir kişi daha beklemektedir. bu kişi, edward bloom’ un her şeyi onun için yaptığı insandır, bu kişi william’ ın annesi ve edward’ ın hayatının aşkıdır. edward son bir kez öper karısını, oğluyla son kez vedalaşır ve nehrin sularına bırakıverir kendini, koca bir balık olarak...
william hikayeyi bitirdiğinde yatakta son nefesini vermekte olan babasının, edward bloom’ un ağzındansa yalnızca şu sözler dökülür: “işte hayatımın hikayesi.. “
william’ ın anlattığı bu hikaye, hem kendisi hem de çevresindeki insanların hayatını zenginleştirebilmek için tüm yaşamı boyunca masallar anlatan bir babanın, anlattığı masallara hiçbir zaman inanmayan ve kendisini hep bir yalancı olarak gören oğlunun ağzından kendi hayatının hikayesini dinlediği gün, hayatının en mutlu gününde yaşama veda eden edward bloom’ un hikayesidir.

gerçeklerin bir bölümünü öğrenmiş olsa da, yine de william’ ın kafası karışıktır. ama bütün bu karışıklık o gün, yani babasının cenaze günü yerini gerçeklere bırakacaktır. cenaze günü gelir çatar. arabadan inen william, eşi ve annesi cenaze alanına giderler ve konukları karşılarlar. gelen konuklarsa hiç de yabancı değildirler. dev adam, sirk sahibi, norton winslow, ikizler…hepsi oradadır. hepsi, kendileri için çok değerli olan bu insanı son yolculuğunda yalnız bırakmamak için gelmişlerdir. bütün bu konukları gören william ise aradığı cevabı en sonunda bulmuştur…

tim burton

onunla ben dahil sanırım büyük bir çoğunluğumuz seksenlerde tanıştık ve iyi ki de tanıştık.
insan büyüdükçe, hayatı tanıdıkça keşke çocuk olsam, keşke masalların bana hesapsız ve karşılıksız sunduğu o hayal evreninden çıkmasam diyor.
yük ağırlaştıkça masalların hafif ve büyülü dünyası burnumuzda tütüyor. işte tam da böyle düşündüğümüz, yeni hikayelere sarılmak istediğimiz en ihtiyaç duyduğumuz savunmasız zamanlarımızda, kolunun altındaki o kocaman masal defteriyle çıkıp geldi ve arsız beetlejuice’ den gizemli batman’ e, türünde hala özel olan nightmare before christmasdan bahtsız makas elli edward’ a, bay ed wood’ dan çılgın marslılara ve charlie’ nin çikolata fabrikası’ ndan ölü gelin’ e dek birbirinden keyifli, çocuksu, dokunaklı ve “burtonesk” hallerle süslediği yepyeni masallar anlattı bizlere.
hayal dünyamıza bambaşka kapıları açtı. güldürdü, ağlattı ve belki de çok daha fazlasıydı bizim için tim burton dünyasına kaçıvermek. bütün bunlar için ona ne kadar teşekkür etsek azdır.

ve big fish…

hayatın kendisi kadar büyük bir macera.
hayat kadar büyük, masalsı bir film. bir tim burton filmi. hayatta masalları olan ya da kendi masalının kahramanı olup da bunun farkında olamayan herkese hem çok keyifli hem de çok dokunaklı bir hediye, tim burton’ ın koca balığı…
binbir gece masalları ndan andersen’ e, oz büyücüsü nden alice’ in harikalar diyarına, büyülerden su perilerine, hayalet ağaçlardan yaşamın da masal gibi olduğu hayal kasabalara, dev adamlardan yakalanamayan koca balıklara, sirklerden kurt adamlara ve cadılara, masalları inanılmaz kılan, büyülü yapan her şeyi ustalıkla bir araya getiren harikulade bir anlatıcının, zamanımızın en müthiş masalcısı tim burtonın en güzel masalı big fish.

kinder surprise

vakti zamanının çocuk fantazisidir kendileri. yumurta çikolata olarak adlandırsak da çikolatasından öte sarısının altındaki oyuncakları merak eder, kolleksiyonlarımıza katmak için harçlık biriktirirdik. gel zaman git zaman oyuncakların kalitesi bozuldu, hırsız ülker toto diye birşey yaptı, biz büyüdük ve kirlendi dünya.

<bkz: hem oyuncak hem çikolata>

passenger

deftones white pony albümünden psychedelic bir chino/maynard dueti.
dinlendikçe sevilesi bağımlılık yapan, içten içe insanı dibe çekmeye meyilli parça.
şarkının sözleri;

here i lay
still unbreatheless
just like always
still i want some more
mirror's sideways
who cares what's behind
just like always
still your passenger

the chrome buttons buckled on leather surfaces
these are the other lucky witnesses
now to calm me
this time won't you please...
drive faster!

roll the window down this
cool night air is curious
let the whole world look in
who cares who sees anything?
i'm your passenger
i'm your passenger

drop...these down
then...put them on me
nice...cool seats there
to cushion your needs
now to calm me
take me around again
don't pull over
this time won't you please
drive faster!!!

roll the window down this
cool night air is curious
let the whole world look in
who cares who sees what tonight?
roll these misty windows
down to catch my breath and then
go and go and don't just
drive me home and back again!

here i lay
just like always
don't let me
go...
take me to the end.

robert solow

robert solow, 23 ağustos 1924’te new york brooklyn’de, üç çocuğun en büyüğü olarak doğdu. evlerinin yakınında olan bir devlet okuluna gönderildi, ve başarılı bir öğrencilik geçirdi.

1940’ın eylül ayında solow, burslu olarak harvard kolej’ine girdi. sosyoloji, antropoloji eğitimi alıyordu ve aynı zamanda da ekonomi eğitimi almaya başladı.

1942 yılının sonlarına doğru, orduya katılmak için üniversiteden ayrılan solow kuzey afrika ve sicilya’da görev yaptı. daha sonra terhis olana dek italya’da görevini sürdürdü.

1945 yılında tekrar harvard’a döndü ve wassily leontief'in altında araştırma yapmaya başladı, ve girdiler-çıktılar (input-output) için ilk kapital-katsayısılarını (capital-coefficients) hazırladı. daha sonra ilgisi, olasılık ve istatistik alanına kaydı.

1949-1950 yılları arasında columbia üniversitesi'nden bir burs kazanarak, yoğun bir şekilde istatistik çalışmaya başladı. aynı zamanda işsizlik ve maaş oranları için gelir dağılımı’nda markov süreçleri’ni kullanarak yeni veriler elde etmeye çalıştı.

1949’da columbia üniversitesi'ne gitmeden önce asistan profesörlük için "massachusetts ınstitute of technology" ekonomi bölümü’ne başvurdu ve kabul aldı. m.ı.t’de istatistik ve ekonometri üzerine çalıştı. solow’un ilgisi giderek makroekonomi’ye kayıyordu. nerdeyse 40 yıl boyunca beraber çalıştığı paul samuelson ile bir çok teori ortaya attılar; von neumann büyüme teorisi (von neumann growth theory) (1953), capital theory (1956), linear programming (1958) ve phillips eğrisi (phillips curve) (1960) .

solow bir çok hükümet projesinde de görev aldı, özellikle işsizlik, büyüme politikaları ve para teorisi üzerine eğildi.

1961 yılında amerikan ekonomik birliği’nin (american economic association's john bates clark award) 40 yaşın altındaki en iyi ekonomistlere verilen john bates clark ödülü’nü kazandı.

1987’de ekonomik büyüme üzerine yaptığı çalışmalardan ötürü ekonomi dalında nobel ödülü’nü kazandı.

1999’da ulusal bilim ödülü’nü (national medal of science) kazandı.

ryan reynolds

1976 kanada dogumlu sanatçı x files,scrubs gibi dizilerde rol almistir.blade trinity filminde hannibal king karakterini canlandiran yakışıklı aktör..
oyuncunun oynadığı filmler;

tehlikeli aslar (2007)
smokin' aces
oyuncu: richard messner rolünde

dehşet sokağı (2005)
the amityville horror
oyuncu: george lutz rolünde

just friends (2005)
oyuncu: chris rolünde

waiting... (2005)
oyuncu: monty rolünde

blade: trinity (2004)
oyuncu: hannibal king rolünde

çılgın dünürler (2003)
the ın-laws
oyuncu: mark tobias rolünde

van wilder (2002)
oyuncu: van wilder rolünde.

erkek memesi ne ise yarar

+salimmm nan bizimde mememiz var da ne işe yario ki bunlar duruyo öyle?

-abi ben haberlerde gördüm hindistanda adamın karisi ölünce 1,5 aylık bebegini kendi emzirmeye calismis bi sure sonra sut gelmiş adamın memesinden...allah'ın işine bak abi sual olmaz işte

+höhhhh!! olm herifler budaya tapio adamaları musluman yaptin sende!!
hem olur mu öyle şey erkek adamın memesinden süt mü gelir nan!

-lem işte herifler inege tapiyolar ya ihtiyaçları olduğu anda ''heheytttt ineklerin gucu adınaaaa'' vijkkkkk!!! ahanda süt geldi işte.

erkek memesi ne ise yarar

sadece kadınların süt keseleri olmasına karşın, embriyonun ilk oluşum aşamasında kadın ve erkekler olarak gelişmemiz benzeri biçimde başlar. 6 haftalık olana kadar, embriyo kadın şablonunu takip eder. taki erkek cinsiyet kromozomu devreye girene kadar. ancak bu aşamada artık erkeklerin memeleri oluşmuştur bile... yani konunun özütü insan embriyosunu bilmekte yatar. aslında bunun karşıt bir çok sorusu bayan içinde sorulabilr çünkü erkek ve dişi bazı organlar kız ver erkekte değişik karşılıklar bulurlar.

işe bırazda bıyolojık bı yorum yaparsakk..memeliler adı altında sıstematık olarak ayrı bır sınıf olarak ıncelenırler...meme olayı karakterıstık bı ozellıktır bu sınıflar ıcın..bu sadece ınsanlar ıcın degıl, genel memelı sınıfında olan dıfger hayvan guruplarındada bu soz konusudur...erkeklerde memelerın gelısmemesı durumu onlarda bu yapının gelısımını saglayan hormanların bulunmamasıdırr..bu durumdan dolayı işlevsellık kazanmamıstır.yani korelmıss organlardır erkek memeleri ..tabıı bazı erkeklerde bulunan hormon bozuklıuklarını saymazsak.

turk sinemasinda 1971 den 1980 e

1971

film sayısı gene giderek tırmanıyor. bu kez tam 265 film çekildi. arzu okay, tarık akan ve murat soydan sinemanın yeni oyuncuları. oyuncu lale oraloğlu ve fikret hakan, yönetmenliğe soyundular. metin erksan, emel sayın'lı makber, feride ve hicran gibi filmlerle tür değiştirerek tüm ustalığını gizli bir "arabesk"e teslim etti. ancak içerik yönünden, yani seçtiği konularda büyük bir gerileme kaydederken, usta sinema anlatımında bir şey yitirmedi. lütfi akad da "şarkılar" modasına uyup zeki müren'le rüya gibi'yi, orhan gencebay'la bir teselli ver'i yönetti. ne var ki ilk arabesk eğilimli filmlerden biri olan bir teselli ver her yönden akad için büyük bir "fiyasko" oldu.

süreyya duru'nun keloğlan adlı masal türündeki filmi, tüm bölgelerde beklenmedik bir "gişe hasılatı" elde etti.

yılmaz güney, ağıt'la destansı sinemasını geliştirirken acı'yla, özelliklede umutsuzlar'la şiirli ve olgun bir anlatım biçimi ortaya koydu. bir kaçakçı çetesinin öyküsü üzerine kurulan ve bir tragedya boyutlarına ulaşan ağıt, venedik film şenliği'nde elemeyi kazanıp 10 film arasına girmeyi başarır. baba ise yaygın bir seyirci kesimine inip yılın "büyük iş" yapan filmi olur.

3. adana film festivali sonuçları:

- en iyi film: ağıt (yılmaz güney)
- en iyi 2.film: acı (yılmaz güney)
- en iyi 3.film: umutsuzlar (yılmaz güney)
- en iyi yönetmen: yılmaz güney
- en iyi senaryo: yılmaz güney (ağıt)
- en iyi görüntü yönetmeni: gani turanlı (acı, ağıt, umutsuzlar)
- en iyi film müziği:metin bükey (acı)
- en iyi kadın oyuncu: fatma girik (acı)
- en iyi erkek oyuncu: yılmaz güney (ağıt)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: süleyman turan (yarın son gün)
- en iyi stüdyo: lale ve ören ayrıca aliye rona, sinemaya hizmetleri nedeniyle jüri özel ödülü aldı.

8. antalya film festivali sonuçları şöyle oldu:

- en iyi film: ankara ekspresi (muzaffer aslan)
- en iyi 2.film:öleceksek ölelim (orhan elmas)
- en iyi 3.film: pamuk prenses ve 7 cüceler (ertem göreç)
- en iyi yönetmen: muzaffer aslan (ankara ekspresi)
- en iyi senaryo: bülent oran (ankara ekspresi)
- en iyi görüntü yönetmeni: cengiz tacer (ankara ekspresi)
- en iyi kadın oyuncu: filiz akın (ankara ekspresi)
- en iyi erkek oyuncu: fikret hakan (hasret)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: suna selen (pamuk prenses)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: sadri alışık (afacan küçük serseri)
- en iyi çocuk oyuncu: menderes utku (afacan)
- en iyi kısa metrajlı film: hasret (behlül dal)

gene bu yıl milano çocuk filmleri festivali'nde afacan küçük serseri (ülkü erakalın) birincilik ödülü aldı.


1972

bir yıllık süre içinde 299 filmle, türk sinema tarihinin en büyük rekoru kırıldı. bu arada renkli film yapımı da 185'le, siyah-beyaz çalışmaları geride bıraktı.

yeni oyuncu serdar gökhan. oyuncu türkân şoray, dönüş'le ilk yönetmenlik denemesinde başarılı oldu. metin erksan'ın keloğlan can kız adlı filmi ise sinema gişelerinde bekleneni vermedi, bu açıdan "fiyasko"yla sonuçlandı. "milli sinema"nın kuramcısı yücel çakmaklı, islami düşünceyi çile ve zehra'yla sürdürdü. melih gülgen, parçala behçet'le seks ve avantür filmlerine yeni bir yol açtı. aşırı şiddet sahneleriyle dolu bu tür filmlerin oyuncusu da behçet naçar'dı.

atıf yılmaz utanç'la toplumun ezildiği kadın sorununa yaklaştı. lütfi ö. akad, ırmak ve gökçe çiçek'le eski törelerin, geleneklerin altını çizen çalışmalar yaptı. her iki film de yeni atılımların 1972 yılındaki ilk örneklerini oluşturdu. yılmaz duru, ince cumali'den sonra en başarılı filmini ortaya koydu. bu, kara doğan'dı.

9. antalya film festivali sonuçları:

- en iyi film: zulüm (atıf yılmaz)
- en iyi 2.film: sev kardeşim (ertem eğilmez)
- en iyi 3.film: üvey ana (ülkü erakalın)
- en iyi yönetmen:atıf yılmaz (zulüm)
- en iyi senaryocu: sadık şendil (sev kardeşim)
- en iyi görüntü yönetmeni: cengiz tacer (zulüm)
- en iyi kadın oyuncu: zeynep aksu (üvey ana)
- en iyi erkek oyuncu: murat soydan (üvey ana)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: fatma karanfil (üvey ana)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: süleyman turan (güllü)
- en iyi kadın karakter oyucusu: şükriye atav (emine)
- en iyi erkek karakter oyuncusu: münir özkul (sev kardeşim)

4. adana film festivali:

- en iyi film: kara doğan (yılmaz duru)
- en iyi 2.film: yaralı kurt (lütfi ö. akad)
- en iyi 3.film: ırmak (lütfi ö. akad)
- en iyi yönetmen: yılmaz duru (kara doğan)
- en iyi senaryocu: sabah duru (kara doğan)
- en iyi görüntü yönetmeni: ali uğur (kara doğan)
- en iyi kadın oyuncu: hülya koçyiğit (zehra)
- en iyi erkek oyuncu: cüneyt arkın (yaralı kurt)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: muhterem nur (kara gün)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: osman alyanak (ırmak)


1973

209 film çevrildi. siyah-beyaz film sayısı ise bu yıl 30'a düştü. çifte rabialar'la dinsel filmler gene yeni bir tırmanışa geçti.

türkan şoray, ikinci yönetmenlik denemesi azap'la büyük bir başarısızlığa uğradı. safa önal umut dünyası, ertem eğilmez canım kardeşim'le küçük insanların dünyalarını insancıl bir yaklaşım içinde verip kendi çizgilerini aştılar. lütfi ö. akad, önce gelin ve sonra da düğün'le iç-göç olayına yeni bakış açıları getiriyordu.

akad'ın gelin'i 2. uluslararası tahran film şenliği'nde 72 filmlik ön elemeyi kazanıp yarışmaya girmeyi başardı. ve paris'te "yılmaz güney haftası" düzenlendi. dönüş (türkan şoray), moskova film şenliği'ne katıldı.

10. antalya film festivali yapıldı:

- en iyi film: hayat mı bu (orhan aksoy)
- en iyi 2. film: dinmeyen sızı (nejat saydam)
- en iyi 3. film: suçlu (mehmet dinler)
- en iyi yönetmen: nejat saydam (dinmeyen sızı)
- en iyi senaryo: hamdi değirmencioğlu (hayat mı bu)
- en iyi görüntü yönetmeni: melih sertesen (dinmeyen sızı)
- en iyi kadın oyuncu: hülya koçyiğit (tanrı misafiri)
- en iyi erkek oyuncu: tarık akan (suçlu)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: semra sar (hayat mı bu)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: yıldırım önal (dinmeyen sızı)
- en iyi çocuk oyuncu: menderes utku (afacan harika çocuk)
- en iyi stüdyo: acar film (dinmeyen sızı)
- en iyi kısa metrajlı film: yuva hasreti (behlül dal)

5. adana film festivali sonuçları ise şöyle oldu:

- en iyi film: gelin (lütfi ö. akad)
- en iyi 2. film: canım kardeşim (lütfi ö. akad)
- en iyi 3. film: mahpus (nejat saydam)
- en iyi yönetmen: ertem eğilmez (canım kardeşim)
- en iyi görüntü yönetmeni: erdoğan engin (canım kardeşim)
- en iyi müzik: cahit oben (canım kardeşim)
- en iyi kadın oyuncu: türkan şoray (mahpus)
- en iyi erkek oyuncu: kadir inanır (utanç)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: ülkü ülker (utanç), nazan adalı (gelin)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: kamuran usluer (gelin)
- en iyi stüdyo: ören film


1974

189 film çevrildi. siyah-beyaz film sayısı 6'da kaldı. yeni yönetmenler ömer kavur'la tunç okan, yeni oyuncu ise gülşen bubikoğlu ve kemal sunal.

türk sinemasında sendikalaşma faaliyetleri başladı. nazif taştepe'nin başkanlığını yaptığı türk işçileri sendikası'na film-sen (türkiye film emekçileri sendikası) katıldı. başkanı da şerif gören'di.

oksal pekmezoğlu, lando buzzanhca'lı italyan komedi filmlerinden uyarladığı beş tavuk bir horoz'la yeni bir moda başlattı. ve bu "seks komedileri modası" türk sinemasındaki bunalımı iyice körükledi.

avantür filmlerle ün yapan oyuncu tunç okan, ilk yönetmenlik denemesini isveç'te gerçekleştirdi. ve son derece başarılı bir film ortaya koydu. yurt dışına kaçak girip yabancılaşan türk işçilerini gerçekçi gözlemlere dayanarak öykülerini bir kara mizah diliyle aktardı otobus'le. yılın en başarılı filmlerinden biri de şerif gören'den geldi. yılmaz güney'in senaryosu üzerine kurulan endişe pamuk işçilerinin işverenle olan çatışmalarını, sömürülmelerini ve bir kan davasını görüntüledi. gene bir ilk film olan yatık emine'yle ömer kavur, ı. dünya savaşı döneminde sürgündeki bir fahişenin öyküsünü anlattı.

lütfi ö. akad, düğün ve gelin'i izleyen "iç göç üçlemesi"nin sonuncusu olan diyet'i çekti. yıllardan beri önceki çalışmalarıyla sıradanlığı bir türlü aşamayan süreyya duru, bedrana'yla sinema serüveninin "ilk büyük çıkış"ını yaptı. bedrana usta işi bir film oldu. yılmaz güney'in tutuklanması nedeniyle yarım bırakmak zorunda kaldığı zavallılar'ı ustası atıf yılmaz tamamladı. ve bu "iki yönetmenli film", aksamayan bir anlatım içinde şaşırtıcı bir dil bütünlüğüne, ortak bir başarıya ulaştı.

bu ara yılmaz güney, umut'tan sonra arkadaş'la yeni bir dönem daha açıyordu türk sinemasında. 1974 türkeye'sinin genel panoraması içinde toplumsal çelişkileri olgun ve usta bir sinema diliyle yansıtılan arkadaş; değil yılın, giderek yılların filmi olmayı başarırken, her türlü "tartışmaya açık" olsa da tüm sıcaklığı ve tazeliğiyle türk sinemasındaki yerini koruyacaktı.

ayrıca arkadaş, ticari açıdan, yabancı film gösteren sinemalarda (yeni melek, reks, şafak, güneş) büyük bir başarı sağladı. böylece de istanbul bölgesinde bugüne kadar en çok iş yapan (1.200.000 tl brüt gelir) film durumuna geliyordu.

bu yıl adana film festivali'ne son verildi. 11. antalya film festivali'nde ise şu sonuçlar alındı.

- en iyi film: düğün (lütfi ö. akad)
- en iyi 2. film: bedrana (süreyya duru)
- en iyi 3. film: umut dünyası (safa önal)
- en iyi yönetmen: lütfi ö. akad (düğün)
- en iyi senaryo: sadık şendil (oh olsun)
- en iyi görüntü yönetmeni: enver burçkin (pir sultan abdal)
- en iyi özgün müzik: yılmaz duru (namus borcu)
- en iyi kadın oyuncu: perihan savaş (bedrana)
- en iyi erkek oyuncu: hakan balamir (yunus emre)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: yıldız kenter (kızım ayşe)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: orçun sonat (sokaklardan bir kız)

türk sineması ayrıca yurt dışında da dikkati çekti. bu açıdan olumlu ve parlak sayılabilecek bir yıl geçirdi. örneğin, paris sinematek'inde türk filmleri toplu gösterisi düzenlendi. ve bu gösteride ağıt (yılmaz güney), bir millet uyanıyor (muhsin ertuğrul), düğün (lütfi ö. akad) ve kızgın toprak (feyzi tuna) yer aldı.

gene kızgın toprak, taşkent'te düzenlenen asya ve afrika ülkeleri film festivali'nde ilgi çekti ve fatma girik'e kadınlar komitesi tarafından özel bir ödül verildi.

bedrana (süreyya duru) karlov vary film şenliği'nde (çekoslavakya) cidalc ödülünü kazandı. erkan yücel, endişe'yle 20. san remo film şenliği'nde (italya) en başarılı oyuncu seçildi.

tunç okan'ın yurt dışında çektiği otobüs türk sinemasına yurt dışından çeşitli ödüller getirdi: taormina film festivali'nde (sicilya) büyük ödülü (altın charybe) kazandı. karlovy vary film şenliği'nde (çekoslavakya) uluslararası sanat ve deneme sinemaları ödülüyle dünya sinema kulüpleri federasyonu'nun donkişot ödülünü aldı. ayrıca strasbourg (fransa) insan hakları film festivali ödülü ile değerlendirildi. portekiz'de santarem festivali büyük ödülü ile birlikte sinema eleştirmenleri özel ödülünü kazandı.


1975

225 film çekildi. tümü de renkli çalışma oldu. ve böylece de türk sinemasında siyah-beyaz film dönemi sona erdi.

1967'de türk film arşivi ve 1969'da ise devlet güzel sanatlar akademisi film arşivi olarak çalışmalarını sürdüren kulüp sinema 7, bu kez sinema-tv enstitüsü'ne dönüştü. ve düzenlenen sinema kurslarında lütfi ö. akad, ilhan arakon, metin erksan, halit refiğ hocalık yaptılar.

yeni oyuncu müjde ar. ayhan ışık'la fikret hakan yapımcılığa başladılar.

ertem eğilmez'in tek kahramana dayalı olmayan çok kişilikli hababam sınıfı güldürüleri yılın en popüler filmleri oldular. iş yapan filmler listesinde ilk sıraları aldılar.

yılın sinema modası ise 'komedi ağırlıklı seks filmleri'ydi. nazmi özer'in civciv çıkacak kuş çıkacak adlı seks komedisi, bu furyayı hızlandıran film oldu. bu tür filmler sinema gişeleri önlerinde şaşırtıcı kuyruklar oluşturdular.

yılmaz güney'in gerçekte bitirilmeyen, taslak olarak hazırlanan senaryolarından yola çıkan temel gürsu izin'le, bilge olgaç bir gün mutlaka ile birer "yarım başarı" elde edebildiler sadece. melih gülgen, cemil filminde gerçekçi bir polisiye konu yakalamışken, oyuncusu cüneyt arkın'ın müdahalesiyle, başarı yolunda büyük bir fırsat kaçırmış oldu.

seks komedisi türündeki filmlerin egemen olduğu dönemde yılın en iyi filmini kara çarşaflı gelin'le gene süreyya duru gerçekleştirdi.

türk filmciler derneği, meslekte 25 yılını dolduran 43 sanatçıya onur belgesi verdi.

12. antalya film festivali sonuçları:

- en iyi film: endişe (şerif gören)
- en iyi 2. film: arkadaş (yılmaz güney)
- en iyi 3. film: zavallılar (yılmaz güney, atıf yılmaz)
- en iyi yönetmen: şerif gören (endişe)
- en iyi senaryo: yılmaz güney (endişe)
- en iyi görüntü yönetmeni: kenan ormanlar (endişe)
- en iyi özgün müzik: atilla özdemiroğlu, şanar yurdatapan (arkadaş)
- en iyi kadın oyuncu: hülya koçyiğit (diyet)
- en iyi erkek oyuncu: erkan yücel (endişe)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: seden kızıltunç (zavallılar)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: erol taş (diyet)

association française de cinemas d'art et d'essai tarafından paris'te türk filmleri haftası düzenlendi. arkadaş (güney), kuma (atıf yılmaz), umut (güney), endişe (şerif gören), yatık emine (ömer kavur); kısa metrajlı filmlerde bebek, yollar boyunca türkiye (cengiz tacer) ve karagöz'ün dünyası (sabahattin eyuboğlu) paris'te bir sinemada gösterildi.

avrupa sinema-tv işçileri sendikası'nın düzenlediği (paris) 8. kısa filmler şenliği'nde behlül dal'ın güneşin battığı yer adlı filmi özel şeref ödülü aldı.

izmit'te düzenlenen 4. yarımca sanat şenliği'nde arkadaş en iyi film seçildi, bedrana ise ikinci oldu.


1976

film sayısı 164. oyuncu cüneyt arkın ve kartal tibet (tosun paşa) yönetmenliğe başladı.

seks komedileri aynı hızla sürdü. ve bu tür filmlerle tiyatro oyuncuları piyasada yeni bir egemenlik kurdular. ali poyrazoğlu, aydemir akbaş, sermet serdengeçti, mete inselel, hadi çaman, ilhan daner, alev sezer, rüştür asyalı, özcan özgür, yüksel gözen "seks sineması"nın "vamp erkekler"ini oluşturdular. türün yarattığı kadın oyuncular da arzı okay ve mine mutlu'ydu.

13. antalya film festivali sonuçları:

- en iyi film: deli yusuf (atıf yılmaz)
- en iyi 2. film: mağlup edilemeyenler (atıf yılmaz)
- en iyi 3. film: pisi pisi (zeki ökten)
- en iyi yönetmen: atıf yılmaz (deli yusuf)
- en iyi senaryo: umur bugay (işte hayat)
- en iyi görüntü yönetmeni: gani turanlı (ağrı dağı efsanesi)
- en iyi özgün müzik: melih kibar (hababam sınıfı sınıfta kaldı)
- en iyi kadın oyuncu: adile naşit (işte hayat)
- en iyi erkek oyuncu: cüneyt arkın (mağlup edilemeyenler)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: diler saraç (işte hayat)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: ihsan yüce (işte hayat)

istanbul uluslararası ı. film festivali düzenlendi: turizm bakanlığı ile ümit utku'nun başkanlığını yaptığı film san vakfı'nın gerçekleştirdiği festivalde şu sonuçlar saptandı:

- en iyi film seçilmedi.
- en iyi 2. film: ben sana mecburum (ülkü erakalın)
- en iyi 3. film: yazgı (ülkü erakalın)
- en iyi yönetmen: natuk baytan (babacan)
- en başarılı görüntü yönetmeni: enver burçkin (ben sana mecburum)
- en iyi müzik: cahit berkay (ben sana mecburum)
- en başarılı kadın oyuncu: meral orhonsay (ben sana mecburum)
- en iyi erkek oyuncu: sadri alışık (ben sana mecburum)
- en başarılı yardımcı kadın oyuncu: aliye rona (söyleyin anama ağlamasın)
- en başarılı yardımcı erkek oyuncu: macit flordun (ben sana mecburum)

yurt dışında ise iki film ödüllendirildi. ergin orbey'in bizim aile adlı filmi taşkent film şenliği'nde özbekistan işçi konfederasyonu'nun özel ödülünü kazandı. ali özgentürk'ün yasak adlı belge filmi ise, moskova film şenliği'nde ikincilik ödülü olarak gümüş madalya aldı.


1977

film sayısı 124. yeni yönetmenler korhan yurtsever ve ümit efekan.

uzun bir suskunluk döneminden sonra tekrar sinemaya dönen metin erksan sensiz yaşayamam'la tekrar bir hamle yaptı. kendini öldürmesi için kiralık bir katil tutan bir kadının çalkantılı iç dünyasına ışık tutan sensiz yaşayamam, erksan'ın bu "ara dönemi"nin "son filmi" oldu.

genç sinemacı korhan yurtsever, osman şahin'in bir öyküsünden yola çıkarak fıratın cinleri'yle başarılı ve ilginç bir deneme ortaya koydu. süreyya duru, güneşli bataklık ile işçi ve holding patronlarının dünyasına eğilen bir kent filmi çalışması yapmasına karşılık, tam bir başarıya erişemedi. atıf yılmaz "sevgi mi emek mi" sorunsalı üzerine kurduğu cengiz aytmatov uyarlaması selvi boylum al yazmalım'la, insancıl ilişkilere yeni bir yaklaşım getirdi. duyarlı ve sıcak bir anlatım içinde aktardığı filmde, oyuncu olarak kadir inanır-türkan şoray-ahmet mekin üçlüsünün içtenlikli oyunları da bu arada dikkati çekti.

14. antalya film festivali sonuçları:

- en iyi film: kara çarşaflı gelin (süreyya duru)
- en iyi 2. film: kapıcılar kralı (zeki ökten)
- en iyi 3. film: merhaba (özcan arca)
- en iyi yönetmen: zeki ökten (kapıcılar kralı)
- en iyi senaryo: vedat türkali (kara çarşaflı gelin)
- en iyi görüntü yönetmeni: çetin gürtop (baş belası)
- en iyi kadın oyuncu: semra özdamar (kara çarşaflı gelin)
- en iyi erkek oyuncu: kemal sunal (kapıcılar kralı)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: gönül hancı (kapıcılar kralı)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: hüseyin peyda
- en iyi kısa metrajlı 1. film: safranbolu'da zaman (süha arın)
- en iyi kısa metrajlı 2. film: çöpçüler (feyzi tuna)
- en iyi kısa metrajlı 3. film: piri reis haritası (a. ulvi, l. dönmez)


1978

126 film çekildi. yeni oyuncu bulut aras, yeni yönetmen erden kıral.

seks komedilerinin yanı sıra mafya türü film sayısı arttı. ve bu tür filmlerin en geçerli oyuncusu da cüneyt arkın'dı. arkın, çok sayıda yurda giren hong-kong (japon) karate filmlerinin etkisiyle türk sinemasında bir "üstün insan mitosu" yarattı. ferdi tayfur, ibrahim tatlıses, orhan gencebay'la "şarkıcı oyuncu saltanatı" ve arabesk eğilimler hızlandı.

kültür bakanlığı, olumlu bir adım attı. ve bakanlığın bünyesinde sinema dairesi kuruldu.

kültür bakanı ahmet taner kışlalı, sinemayla ilgilendi. ve sosyal güvence yasası çıkartıldı. tfis (türkiye film işçileri sendikası) kuruldu. başkanlığa semih servidal seçildi.

yavuz turgul'un senaryosunu yazdığı sultan, kartal tibet'in yönetmen olarak en iyi filmi oldu. erden kıral'ın, çeltik ağalarına karşı savaş veren bir kaymakamın anılarından oluşan kanal'ı, ödün vermeyen dürüst bir sinema yapıtıydı. yavuz özkan, maden'le yılın en iyi filmlerinden birini ve aynı zamanda bir maden ocağındaki sömürüye başkaldıran işçiler üzerine kurulu bir politik sinema örneği verdi.

senaryosunu yılmaz güney'in yazdığı ve zeki ökten'in büyük başarıyla yönettiği sürü, son yılların en önemli filmi oldu. kırsal kesimde başlayıp, büyük kentte yok olan bir aşiretin trajik öyküsü, etkili sinema diliyle çarpıcı bir ekip başarısına ulaşıyordu. ulusal bir sinema, evrensel boyutlara ulaşan bir insan dramı...

15. antalya film festivali sonuçları:

- en iyi film: maden (yavuz özkan)
- en iyi 2. film: selvi boylum al yazmalım (atıf yılmaz)
- en iyi 3. film: fıratın cinleri (korhan yurtsever)
- en iyi yönetmen: atıf yılmaz (selvi boylum al yazmalım)
- en iyi senaryo: umur bugay (çöpçüler kralı)
- en iyi görüntü yönetmeni: çetin tunca (selvi boylum al yazmalım)
- en iyi özgün müzik: cahit berkay (fıratın cinleri)
- en iyi kadın oyuncu: hale soygazi (maden)
- en iyi erkek oyuncu: tarık akan (maden)
- en iyi yardımcı kadın oyuncu: meral orhonsay (maden)
- en iyi yardımcı erkek oyuncu: şener şen (çöpçüler kralı)
- en iyi kısa metrajlı 1. film: urartu'nun iki mevsimi (süha arın)
- en iyi kısa metrajlı 2. film: ladik (güner sarıoğlu)
- en iyi kısa metrajlı 3. film: üç bölümlük kısa film (özcan arca)

filmciler derneği'nin düzenlediği gecede, türk sinemasına katkıları nedeniyle muhsin ertuğrul, baha gelenbevi ve bedia muvahhit'e madalya ile onur belgesi verildi.

bulgaristan'da türk filmleri haftası düzenlendi. selvi boylum al yazmalım (atıf yılmaz), kızgın toprak (feyzi tuna), kara çarşaflı gelin (süreyya duru) ve kapıcılar kralı (zeki ökten) gösterildi.

taşkent film şenliği'nde türkan şoray, selvi boylum al yazmalım'daki rolüyle en iyi kadın oyuncu seçildi. kara çarşaflı gelin ise karlovy vary film şenliği'nde (çekoslovakya) sendikalar birliği özel ödülü'nü kazandı.


1979

film sayısı 195. seks komedileri büyük bir tırmanışa geçti. bu türde tam 131 film çekildi. ve giderek de seks furyası, öyle bir kadın ki (naki yurter) adlı filmle pornografiye dönüştü. ve zerrin egeliler bir yıllık süre içinde çevirdiği 37 filmle dünya rekorunu kırdı.

oyuncu tuncer kurtiz, isveç'te türk işçilerini konu alan gül hasan adlı bir film yönetti. ali özgentürk yönetmenliğe başladı. doğu anadolu'da görücü usulüyle evlenen bir köylü kadının dramı üzerine kurulu hazal, özgentürk'ün "ilk filmi" oldu.

erden kıral, bereketli topraklar üzerinde'yle o güne dek çekilen en başarılı bir orhan kemal uyarlaması gerçekleştirdi. ömer kavur'un da, çocuk dünyasını gerçekçi ve çoşku dolu bir anlatımla ortaya koyduğu yusuf ile kenan'ı, yılın filmlerinden biriydi. şerif gören almanya'daki kadın işçilerin öyküsünü almanya acı vatan'da, yavuz özkan demiryolu işçilerinin grev olgusunu demiryol'da başarıyla beyaz perdeye aktardı. gerçek bir olaydan yola çıkan atıf yılmaz, adak'la yeni bir deneysel sinema örneği ortaya koydu. gerçekten 2,5 aylık oğlunu tanrıya kurban eden müslüm'ün öyküsü yılmaz'ın anlatımıyla bir çarpıcılık kazandı.

bu yıl sansür kurulu'nun 16. antalya film festivali'ne katılan filmlerin bazılarını yasaklayıp bazı bölümlerini de kesmek istemesi üzerine iştirakçi yapımcılar yarışmadan çekilme kararı aldılar. ve böylece de yalnızca kısa metrajlı film yarışması yapılabildi. süha arın'ın tahtacı fatma adlı kısa filmi, en iyi film seçildi.

bu yıl türkiye'de ilk kez çizgi filmleri yarıştı. kültür bakanlığı'nın düzenlediği nasrettin hoca çizgi filmleri yarışması'nda şu sonuçlar alındı:

- birincilik ödülü: hoca ile hırsızlar (tunç izberk), suçlu kim (tonguç yaşar),
- ikincilik ödülü: ateş benice
- üçüncülük ödülü: emre senem


bu yıl yurt dışında türk sinemasına gösterilen ilgi büyük bir tırmanışa geçti. özellikle de türk sinemasının dünyaya açılmasında sürü, etkin bir rol oynadı.

- 32. locarno film şenliği'nde sürü, en iyi film seçilip altın leopar ödülü'nü kazandı. ayrıca melike demirağ en iyi kadın oyuncu ödülünü rebecca horn ile paylaştı. yapımcısı ve senaryocusu olması nedeniyle de yılmaz güney'e şenlik özel ödülü verildi.
- 29. berlin film şenliği'nde ise sürü, uluslararası protestan film jürisi ile katolik film organizasyonu ödüllerini aldı. - belçika kraliyet film arşivi uluslararası seçkin filmler yarışması'nda büyük ödül kazandı.
- 3. balkan film şenliği'nde süha arın'ın tahtacı fatma adlı kısa metrajlı filmi birinci oldu.
- oberhausen 25. kısa film şenliğinde özcan arca'nın üç bölümlük kısa film'i federal almanya gençlik, aile ve sağlık bakanlığı'nın ödülünü kazandı.


1980

film sayısı 68'e düştü.yeni yönetmenler: sinan çetin (bir günün hikâyesi) ve şahin gök (kurban olduğum).

sinan çetin'in bir günün hikâyesi bir ilk film'in getirdiği acemilikleri taşımasına karşın, filmde sinemacı kişiliğini yer yer ortaya koyduğu da gözden kaçmıyordu. kartal tibet; aziz nesin uyarlaması zübük'le kendini aşarken, yalnızca güldüren bir film değil, düşündüren bir film yönetmeni olarak da önem kazanıyordu. sınıf atlayan üç kâğıtçı bir politikacı tipi büyük bir başarıyla yansıtılmıştı. öte yandan başar sabuncu'nun sağlam ve derinlikli senaryosuyla atıf yılmaz yılın en başarılı filmini yaptı. bir reklam yıldızı olarak köşeyi dönen, ama sonunda çarpık sermaye oyunlarına kurban gidip çıldıran bir duvarcı ustasının öyküsü, atıf yılmaz'ın talihli amele'sinde değerini bulurken, toplumsal bir eleştiriyi de beraberinde getiriyordu.

12 eylül askeri müdahalesi ve ardandan tüm ülkede sıkıyönetim ilan edilmesi nedeniyle 17. antalya film şenliği bu yıl yapılmadı.

kültür bakanlığı sinema dairesi tarafından düzenlenen milli sinema kongresi'nde meslekte 25 yılını dolduran bazı sanatçılara takdirname verildi.

türk sineması, bu yıl da dünya sinemasının gündeminden inmedi. sürekli yeni yeni zaferler tazelendi. örneğin sürü, zürih'te (isviçre) 8, basel'de 7 hafta oynadı. londra film festivali'nde katılan 93 film arasından sıyrılıp en iyi film seçildi. ve ardından rotterdam şenliği'nde sinema eleştirmenlerinin yaptığı soruşturma sonucu en iyi üç film arasına girdi. 10. uluslararası antwerp şenliği'nde (belçika) en iyi film seçildi.

yine zeki ökten'in düşman filmi 30.berlin film şenliği'nde jüri özel senaryo ödülü ile uluslararası katolik film organizasyonu büyük ödülü'nü aldı.

ali özgentürk'ün hazal'ı, bu yıl türk sinemasına 5 ödül birden kazandırdı:

- prades film şenliği'nde (fransa) birincilik ödülü;
- san sebastian film şenliği'nde (ispanya) büyük ödül.
- 29. uluslararası manheim film festivali'nde (almanya) altın düka ile katolik jürisi ve halk jürisi olmak üzere üç ödül;
- lahey film şenliği'nde (hollanda) bir ödül. yurt dışında sözünü ettiren bir film de erden kıral'ın yönettiği bereketli topraklar üzerinde oldu;
- uluslararası nantes film şenliği'nde (fransa) jüri özel ödülü ile elal-fransa sanat ve deneme sinemaları birliği ödülü.
- ömer kavur'un yusuf ile kenan'ı uluslararası milano film fuarı'nda (italya) büyük ödül kazandı.

sevgilim olmuyorsa ben de feminist olurum demek

hiç bir erkek pas vermediği ve sevgilisi olmadığı için içten içe eziklik hisseden ama bu durumda bile cool gözükmek adına
-''hiç bir kadın bir erkeğe ezdirmemelidir kendini, ihtiyacımız yok onlara'' diye hemcinslerini yönlendirmek adına bölücülük yapan ve içten içe ''nan madem ben bi erkek bulamiyorum o halde siz de sap kalın'' diye cevresindeki tüm kızların aklını çelmeye çalışan hatun ya da hatun olduğunu iddaa eden tek hücreli varlıktır.

historia de un amor

ispanyolca da bir aşk hikayesi anlamına gelen cümle.
ayrıca birçok farklı yorumcu, birçok sanatçı tarafından yorumlanan ve her yorumcununda farklı bir güzellik kattığı çok ünlü bir ispanyolca parçadır.
özellikle ana gabriel den dinlenilmesi tavsiye edilir.
ve şarkının sözlerinin türkçe meali şu şekildedir;


artık yanımda değilsin hayatım,
ve ruhumda sadece yalnızlık var.
artık seni göremiyorsam,
tanrı bana daha çok acı çektirmek için
seni sevmemi sağladığındandır.

sen hep benim varoluş sebebimdin,
sana tapınmak benim için bir dindi;
senin öpücüklerinde bana
aşk ve tutkuyu getiren
sıcaklıkla karşılaşmıştım

bu eşi benzeri olmayan
bir aşk hikayesi,
tüm iyiyi ve kötüyü anlamamı sağlayan,
hayatıma ışık veren
ve sonra o ışığı söndüren;
ah, nasıl da karanlık bir hayat!
senin aşkın olmadan yaşayamam.

ana gabriel

ilk dinlediğimde ''böyle bir ses ne tür bir insanda olabilir??'' düşündüren ve bir kaç yüz defa ard arda dinleyip sonunda sesiyle insan üstü bi varlık olarak olarak kulaklarımızın pasını alması için tanrısal bir misyonla gönderilmiş olduğuna kanaat getirdiğim ispanyol şarkıcıdır.

historia de un amor yorumu harikadır. şiddetle tavsiye edilir, dinleyipte -''bu ne nan sevmedim, gıcık oldum'' diye hede hödö laf yapanada laf söyletilmez, toz kondurulmaz dayakla sevdirilir.

carmina burana

sözleri şu sekildedir;

o fortuna................................... o fortune......................... o fortuna
velut luna................................... like the moon....................ay gibi
statu variabilis.............................you are changeable............degişkensin
semper crescis........................... ever waxing......................dolunaya dönerken
aut decrescis............................. and waning........................yeni aya dönerken
vita detestabilis.......................... hateful life.........................nefret dolu yasam
nunc obdurat............................. first oppresses..................ilk önce can yakan
et tunc curat............................. and then soothes..............sonrasında acıyı dindiren
ludo mentis aciem..................... as fancy takes it...............düşler alırken
egestatem................................ poverty............................yoksullugu
potestatem.............................. and power........................ve gücü
dissolvit ut glaciem.................... it melts them like ice.........buz gibi eritiyor onlari

sors immanis fate ................... monstrous.......................yüce
et inanis................................... and empty........................ve boş
rota tu volubilis......................... you whirling wheel............sen ki dönen çark
status malus............................ you are malevolent...........sen ki kötü kalpli
vana salus............................... well-being is vain...............esenlik kibirlilik
semper dissolubilis................... and always fades to nothing......hiçlige ulaşan
obumbrata.............................. shadowed.........................gölgede
et velata................................. and veiled.........................ve saklı
michi quoque niteris................ you plague me too...........dert oluyorsun bana da
nunc per ludum....................... now through the game.....simdi ise oyun boyunca
dorsum nudum....................... i bring my bare back.........yalınlıgımı
fero tui sceleris....................... to your villainy..................alçaklıgına ragmen koruyacagım

sors salutis............................. fate is against me...........kader bana karşı
et virtutis................................ in health..........................sağlıkla
michi nunc contraria................ and virtue.......................ve erdemle
est affectus............................ driven on........................devam edecegim
et defectus............................. and weighted down.........ve cesaretim kırılmışken
semper in angaria................... always enslaved............herzaman tutsak
hac in hora............................. so at this hour.............bu zamanda
sine mora............................... without delay...............gec kalmaksızın
corde pulsum tangite............... pluck the vibrating strings..titreyen dizginleri kopartmalı
quod per sortem..................... since fate.........................taaki kader
sternit fortem......................... strikes down the string man...baglı adamı öldürene kadar
mecum omnes plangite!............ everyone weep with me!......aglayın benimle beraber.

x te misyoner gorulmus bogazini kesecek erkek lazim

özünde ve içinde hoşgörü, sevgi, iyilik, kardeşlik barındıran bir din i daha henüz tanımayanlara, bilmeyenlere terörizm olarak tanıtan lanet edilesi zihniyet ve o zihniyetin ürünüdür.

dusunurlerin olduruldugu dusunemeyen beyinsizlerinse kahraman ilan edildigi ulke

düşünürlerin, beyin fırtınası yapanların, dahilerin öldürüldüğü...
düşünemeyen beyinsiz, şerefsizin ve zavallıların kahraman ilan edildiği ülke.

çok mu ütopik acaba?

<bkz: turkiye de oldurulen 61 gazeteci>

turkiye de oldurulen 61 gazeteci

<bkz: düşünürlerin öldürüldüğü düşünemeyen beyinsizlerinse kahraman ilan edildiği ülke>